Ticari Uyuşmazlıklarda Zorunlu Arabuluculuk

Davaların daha etkin bir şekilde, hızlı ve daha az giderle görülebilmesi amacıyla hazırlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 22.06.2012 tarihli ve 28331 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Arabuluculuk 2013 yılından itibaren uygulanmaya başlamıştır. Daha sonra 25.10.2017 tarihli ve 30221 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile dava şartı olarak arabuluculuk kavramı hukukumuza girmiştir. Dava şartı arabuluculuk uygulamada ise çoğunlukla zorunlu arabuluculuk olarak anılmıştır. Zorunlu arabuluculuk, 01.01.2018 tarihi itibariyle işçi-işveren uyuşmazlıklarının bazılarında uygulanmaya başlamıştır.

Arabuluculuk, sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemini ifade eder (HUAK m.2/1-b).

19.12.2018 tarihli ve 30630 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun ile birlikte Türk Ticaret Kanunu’na 5/A maddesi eklenmiş ve bazı ticari davalarda arabuluculuk dava şartı olarak düzenlenmiştir. Buna göre, 01.01.2019 tarihinden itibaren, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır (TTK 5/A-1). TTK’nın 5/A maddesinin ikinci fıkrasında ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk uygulamasının süresine ilişkin düzenleme yapılmış ve iş hukukundan farklı olarak arabulucunun, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandıracağı ve bu sürenin zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabileceği belirtilmiştir. Adliye arabuluculuk bürosuna başvurulmasından, son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede ise uyuşmazlık konusu hususlarda zamanaşımı duracak ve hak düşürücü süre işlemeyecektir (HUAKY m.27).

Ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk düzenlemesi yapılırken uygulama detaylarına yer verilmemiş ve ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuğun oldukça geniş bir şekilde genel çerçevesi çizilmiştir. Konusu bir miktar paranın ödenmesine ilişkin alacak ve tazminat talepleri olan ticari davalarda arabuluculuğa başvuru dava şartı olarak düzenlenmiş, ancak hangi davalarda arabuluculuğun zorunlu olduğu açıkça ortaya konulmamıştır. Bu da uygulamada birbirleri ile çelişen kararların ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Menfi tespit davalarının ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk kapsamında olup olmadığını değerlendiren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi ile İstanbul Bölge Adliyesi 16. Hukuk Dairesi kararları uygulamada ortaya çıkan çelişkilere örnek olarak gösterilebilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi’nin kararında menfi tespit davalarının esasında bir miktar paranın ödemesine ilişkin olduğu belirtilerek dava şartı arabuluculuk kapsamında olduğu yönünde değerlendirme yapılırken[1] İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi’nin kararında menfi tespit davasının zorunlu arabuluculuk kapsamında olmadığı değerlendirilmiştir[2]. Konusu bir miktar paranın ödenmesine ilişkin alacak ve tazminat taleplerine ilişkin ticari davalarda arabuluculuğa başvuru zorunluluğu doktrinde de birbirinden farklı görüşlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Örneğin itirazın iptali davalarının zorunlu arabuluculuk kapsamında olup olmadığına yönelik uygulamada farklı Bölge Adliye Mahkemesi kararlı bulunmakla birlikte doktrinde de farklı görüşler ileri sürülmektedir [3].

      Konusu bir miktar paranın ödenmesine ilişkin alacak ve tazminat talepleri olan ticari davalarda dava açılmadan önce arabuluculuğa başvuru yapılması gerekmektedir. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması halinde ise tarafların anlaşamadığına yönelik son tutanağın aslı veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneği dava dilekçesine eklenerek dava açılması gerekir. Son tutanağın dava dilekçesi ekinde mahkemeye sunulmaması halinde mahkeme tarafından davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtar edilecek ve ihtarın gereğinin yerine getirilmemesi halinde ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın dava usulden reddedilecektir. Arabuluculuğa başvurulmadan dava açılması ve bunun dava dilekçesinden tespit edilmesi durumunda ise dosya üzerinden derhal davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilecektir.

Arabuluculuğa başvuru, karşı tarafın, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki adliye arabuluculuk bürosuna dilekçe ile veya bürolarda bulunan formların doldurulması suretiyle yapılabilecektir. Adliye arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise başvurular görevlendirilen sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne yapılır.

Arabuluculuk faaliyeti sonucunda tarafların anlaşması hali HUAK m.18’de düzenlenmektedir. Arabuluculuk görüşmeleri sonucunda tarafların anlaşmaya varmaları halinde, anlaşma belgesi düzenlenerek, taraflar ve arabulucu tarafından imzalanacaktır. Anlaşma belgesinin icra edilebilmesi hususu uyuşmazlığın nihai olarak çözüme kavuşturulabilmesi açısından oldukça önemlidir. Taraflar, arabuluculuk görüşmesi sonucunda üzerinde mutabık kaldıkları anlaşma belgesi için sulh hukuk mahkemesine başvurarak icra edilebilirlik şerhi alabilir. Uyuşmazlığın taraflarının yanı sıra tarafların avukatlarınca da imzalanan anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılmaktadır. Taraflar ilam niteliğindeki arabuluculuk belgesini mahkeme ilamı gibi icraya koyabilecektir. 

Bazı işçi-işveren uyuşmazlıklarında ilk tecrübelerini yaşayan hukukumuzda zorunlu arabuluculuk kavramı henüz tam olarak anlaşılamamışken ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuğun uygulamada nasıl bir etki yaratacağı öngörülememektedir. Ticari uyuşmazlıklarda arabuluculuğa başvurunun dava şartı olarak öngören düzenleme yukarıda da belirtildiği üzere uygulamada karışıklıklara yol açmakta ve gerek mahkemeler gerekse de doktrinde farklı görüşlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bununla birlikte arabuluculuk faaliyetleri ne yazık ki altı haftalık ve sekiz haftalık süreler çerçevesinde verimli bir şekilde yürütülememektedir. Genel olarak arabuluculuk görüşmeleri kanunlarda öngörülen azami sürelerin sonlarına doğru yapılmakta, bu da taraflarca uyuşmazlığın gereği gibi değerlendirilememesine ve çözüm üretilememesine sebep olmaktadır. Daha sonra anlaşma sağlanamaması sebebiyle dava açılmaktadır. Bu kapsamda ticari davalarda arabuluculuğun kapsamının açık bir şekilde ortaya konulduğu ve bununla birlikte arabuluculuk faaliyetlerinin verimli bir şekilde yürütülmesini sağlayacak düzenlemelerin yapılması uygulamada bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır.


[1] İstanbul BAM 19. Hukuk Dairesi, 28.06.2019 tarihli ve 2019/1734 E., 2019/1521 K. sayılı kararı.

[2] İstanbul BAM 16. Hukuk Dairesi, 15.11.2019 tarihli ve 2019/2603 E., 2019/2482 K. sayılı kararı.

[3] Farklı görüşler için bkz. Budak, Ali Cem/Karaaslan, Varol: Medeni Usul Hukuku, 3. Baskı, Ankara 2019, s.458; Kurt Konca, Nesibe: “Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı (Zorunlu) Arabuluculuk”, Seta Perspektif, 2018, s.5; Koçyiğit, İlker/Bulur, Alper: Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Arabuluculuk, Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığı, 2019, s.67; Ekmekçi, Ömer/Özekes, Muhammet/Atalı, Murat/Seven, Vural: Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk, 2. Baskı, İstanbul 2019, s.196.