Mutabakat Zaptları ve Niyet Mektuplarının Hukuki Niteliği Nedir?

1. Giriş

Türk hukukunda sözleşmeler, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. Kimi sözleşme tipleri için istisnalar bulunsa da, sözleşmeler genel itibariyle şekil şartına tabi değildir. Dolayısıyla, tarafların yazılı bir belge yoluyla veya sözlü olarak iradelerini açıklamaları bir sözleşmenin kurulması için yeterli olacaktır.

Buna karşın, kimi hallerde tarafların sözleşme konusuna dair iradeleri, sözleşmenin tüm unsurlarına dair ve tam olarak uyuşmayabilir veya taraflar aralarındaki ilişkinin tüm detaylarını değerlendirerek uzlaşmaya varmadan önce bir sözleşme yapmak isteyebilirler. Özellikle taraflardan birinin yabancı olduğu hallerde, tarafların uygulanacak hukuk, yetkili mahkeme, sözleşme bedelinin ödeneceği para birimi, nakliye işlemleri veya sigorta yükümlülükleri gibi hususlarda uzlaşmaya varması uzun süren müzakereler gerektirebilir. Bu hallerde, tam teşekküllü bir sözleşme yerine, taraflar arasındaki ilişkinin esaslı unsurlarını hüküm altına alan, daha az detay içeren belgelerin imzalandığına uygulamada sıkça rastlanmaktadır.

Bu tür belgeler, sıkça Mutabakat Zaptı (“Memorandum of Understanding” veya “MoU”) veya Niyet Mektubu (“Letter of Intent” ya da “LoI”) adı altında hazırlanmaktadır. Satış sözleşmeleri, kira sözleşmeleri gibi belli başlı kimi sözleşme tipleri, esaslı hükümleri bakımından Türkiye Cumhuriyeti kanunları tarafından düzenlenmiş olsa da, kimi hukuki belgeler, sözleşmeler veya ilişkiler açıkça düzenlenmemiştir. Fakat “Mutabakat Zaptı” veya “Niyet Mektubu” Türk hukukunda düzenlenen sözleşme türleri değildir. Bu sebeple, bu tür belgelerin hukuki nitelikleri ve bağlayıcılığı zaman zaman tereddüde yol açmaktadır, zira “Mutabakat Zaptı” ve “Niyet Mektubu” açık bir içeriği ifade etmezler[1].

2. Niyet Mektupları

Niyet Mektupları, sözleşme imzalamaya dair bir tarafın niyetini gösteren, fakat bu mektubu yollayan tarafa bir sözleşme imzalama yükümlülüğü yaratmayan mektuplar olarak tanımlanırlar[2]. Bu yazı kapsamında Niyet Mektupları, bir tarafın diğer tarafa göndereceği, karşılıklı olarak imzalanmayan dokümanlar olarak ele alınmaktadır.

Niyet Mektupları, bir sözleşme tarafınca, diğer tarafa sözleşme görüşmeleri başlamadan önce veya bunları başlatmak adına gönderilebilir. Zaman zaman, bir anlaşmaya varmak niyetinde olan tarafın, tedarik etmek istedikleri ürün veya hizmete ya da birlikte geliştirilecek bir projeye dair hedeflerini ve taleplerini belirtmek üzere Niyet Mektubu gönderdiğine rastlanmaktadır.

Niyet Mektupları, taraflardan birinin diğer taraf ile sözleşme kurma niyetini ifade eder. Bu kapsamda, Niyet Mektubu kurulmak istenen hukuki ilişkinin çerçevesini, amacını ve kapsamını, mektubu gönderen kişi için esaslı unsurlarını belirtebilir.  Bu tür mektuplar, bir tarafın diğer tarafına bu koşullarla sözleşme imzalanabileceğine dair niyetini ifade etmektedir.

Doktrinde benimsenen görüş, Niyet Mektuplarının Türk hukukunda bağlayıcı olmadıklarıdır. Niyet Mektuplarının “bağlayıcı olmama” niteliği ile ifade edilen, mektubu gönderen tarafı veya birlikte imzalayan tarafları bir sözleşme imzalama yükümlülüğü altına sokmamalarıdır. Öyle ki, niyet mektubunu gönderen taraf sözleşme yapma iradesinden her an vazgeçebilir.[3]

Bununla birlikte, Niyet Mektubu kapsamındaki düzenlenen hususların her zaman ve tümüyle bağlayıcılığı bulunmayan hükümler olduğu anlamı çıkarılamaz. Örneğin, taraflarca karşılıklı olarak imzalanan Niyet Mektuplarında kimi hükümlerin bağlayıcı olması mümkündür.[4]

Sonuç olarak, bir Niyet Mektubunu gönderen tarafın arzusu yalnızca bir sözleşme müzakeresine başlanmasıysa veya her iki tarafça imzalanan bir Niyet Mektubu mevcut müzakerelerin bağlayıcı olmayan biçimde yansıtılması amacını taşıyorsa, bu hususun Niyet Mektubu metninde açık şekilde belirtilmesi önem arz etmelidir. Aynı şekilde, imzalanan metnin bağlayıcı olması arzu ediliyorsa, hangi hükümlerin bağlayıcı olacağının belirtilmesi faydalı olacaktır.

3. Mutabakat Zaptları

Doktrinde kimi yazarlar, Niyet Mektuplarını, Mutabakat Zaptı gibi karşılıklı olarak imzalanan belgeleri de kapsayacak şekilde geniş tanımlamaktadır. Bu yazıda, Niyet Mektupları bir tarafın diğer tarafa gönderdiği mektuplar olarak, Mutabakat Zaptları ise iki tarafın karşılıklı olarak imzaladığı belgeler olarak ifade edilmektedir.

Mutabakat Zaptları (Memorandum of Understanding), genellikle bir sözleşme müzakeresi esnasında mutabakata varılan kimi hususların hüküm altına alındığı ve karşılıklı olarak imzalanan belgeleri ifade eder. Böylece, taraflar, uzun sürebilecek müzakere dönemlerinde anlaşılan hususları kenara ayırma imkânı bulmaktadır.

Mutabakat Zaptları, Niyet Mektubu gibi Türk hukukunda özel olarak düzenlenmemiştir. Bu halde, Niyet Mektuplarında olduğu gibi Mutabakat Zaptlarının geçerliliği ve etkileri değerlendirilirken imzalanan belgenin adından çok, içeriğinin üzerinde durmak gerekir.

Doktrinde, Niyet Mektuplarında olduğu gibi Mutabakat Zaptlarının da kural olarak bağlayıcı olmadıkları kabul edilmektedir. Bu kabulün sebebi, Mutabakat Zaptlarının genellikle müzakerelerin gidişatına dair hükümler içermeleridir. Buna karşın, karşılıklı olarak imzalanan bir Mutabakat Zaptı kapsamında tarafların iyi niyetli bir şekilde sözleşme müzakereleri yürütecekleri, bu esnada öğrenilen bilgilerin gizli tutulacağı, üçüncü kişilerle aynı konuda müzakereler yürütülmeyeceği, müzakerelerden kaynaklanan masrafların taraflarca paylaşılacağı, imzalanacak nihai bir sözleşmenin içeriğinde kimi hususların bulunacağı gibi çeşitli hususların düzenlenmesi söz konusu olabilir. Bu halde, belirtilen hususların bağlayıcı olmasını engelleyen bir husus bulunmamaktadır[5].

Ayrıca, Türk hukukunda sözleşmeler kural olarak herhangi bir şekil şartına tabi olmadıklarından,  sözleşme müzakeresinde bulunan taraflar, karşılıklı olarak pek tabii hukuki ve maddi koşulları belirlenmiş, karşılıklı iradelerini yansıtan bir “sözleşme” imzalayarak, bunu bir Niyet Mektubu veya Mutabakat Zaptı olarak adlandırabilirler. Bu halde anlaşılan metin içinde yer alan hususların bağlayıcı olduğu öne sürülecektir.

4. Önsözleşme

Türk hukukunda Niyet Mektubu ve Mutabakat Zaptlarının benzerlik taşıdığı öne sürülebilecek bir kavram, Türk Borçlar Kanunu’nun 29. maddesinde düzenlenen önsözleşmedir. Önsözleşme, “bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşme” olarak tanımlanmaktadır. Önsözleşme metninde, ileride kurulacağı belirtilen asıl sözleşme bir şekil şartına tabi ise, önsözleşmenin de bu şekil şartına uygun olması aranacaktır.

Önsözleşme altında taraflardan biri veya tüm taraflar sözleşme yapma yükümlülüğü altına girebilirler. Bununla birlikte, önsözleşmenin kurulması itibariyle tarafların gerçek anlamda bir sözleşmesel borç altında oldukları ve bu kapsamda yükümlülüklerini ihlal etmelerinin sözleşme öncesi sorumluluk düzeni içerisinde değerlendirilmeyeceği[6], sözleşmeye aykırılık çerçevesinde değerlendirileceği kabul edilmelidir.

5. Centilmenlik Anlaşmaları

Niyet Mektupları ve Mutabakat Zaptlarının benzerlik taşıdığı düşünülebilecek bir başka hukuki işlem centilmenlik anlaşmalarıdır. Bu tür anlaşmaların taraflara hukuki bir yükümlülük yaratmadıkları, bağlayıcı olmadıkları ve yalnızca taraflar arasındaki “centilmenlik” ilişkisine dayandıkları kabul edilmektedir. Bununla birlikte, Niyet Mektupları ve Mutabakat Zaptlarını centilmenlik anlaşmalarından ayıran esas unsur, Niyet Mektupları ve Mutabakat Zaptlarında bağlayıcı olması tasarlanan bir esas sözleşme müzakeresinin söz konusu olması, fakat centilmenlik anlaşmasında tarafların bağlayıcı olmayacak bir anlaşma üzerinde mutabık kalmalarıdır.

6. Sözleşme Öncesi Yükümlülüklerden Sorumluluk

Her ne kadar Niyet Mektubu ve Mutabakat Zaptlarının sözleşme niteliği şüpheliyse de, taraflar arasında bir sözleşme müzakeresi yürütüldüğünü gösterdikleri açıktır. Türk hukukunda tarafların birbirlerine karşı yükümlülükleri ve bunların ihlalinden sorumlulukları bir sözleşmenin kurulmasına bağlı değildir. Bir sözleşme kurulmamışsa da, tarafların birbirlerine sözleşme öncesi yükümlülüklerden sorumlulukları veya başka bir deyişle “Culpa in contrahendo” sorumlulukları söz konusu olabilir. Kısaca ifade edilirse, Cupla in contrahendo sorumluluğu tarafların sözleşme müzakereleri esnasında birbirlerine karşı dürüstlük kuralı ve güven ilişkisi çerçevesinde yükümlülüklerini ihlal etmelerinden kaynaklanır. Bu hallerin kimi kanunda düzenlenmektedir; örneğin, Türk Borçlar Kanunu uyarınca bir sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf sözleşme ile bağlı olmayacaktır, fakat yanılan yanılmasında kusurlu ise sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Kimi Culpa in contrahendo halleri ise kanunlarda açıkça düzenlenmeseler de yargı kararları ve doktrinde kabul edilmişlerdir, örneğin sözleşme müzakeresi esnasında kusurlu olarak yanıltıcı bilgi verilmesi, gereken bilgilerin açıklanmaması veya sözleşme yapma niyeti bulunmayan bir kişinin karşı tarafta bu yönde bir kanı oluşturmasının Culpa in contrahendo sorumluluğuna yol açabileceği kabul edilmektedir.

7. Sonuç

Niyet Mektubu ve Mutabakat Zaptı gibi belgeler, Türk hukukunda düzenlenmemiş, fakat Anglo-Amerikan hukukunda sıkça kullanılmaya başladıktan sonra Türk hukukunda da yaygın hale gelmişlerdir. Bu belgeler, taraflara sözleşme müzakereleri esnasında çabuk hareket etmek, fakat aynı zamanda kendilerini bağlamamak imkânı tanımaktadır. Her halükarda, Türk hukukunda sözleşmeler kullanılan isimler veya kelimelere göre değil, tarafların niyeti ve iradesine göre yorumlandıklarından, bağlayıcı olması istenmeyen bir belgede bu hususun açıkça belirtilmesi önem taşımaktadır. Aynı şekilde, tarafların bir sözleşme imzalansa da, imzalanmasa da müzakereleri iyi niyet ve güven ilişkisi çerçevesinde yürütme yükümlülükleri bakidir.


[1] Işıntan, s3

[2] Ön Sözleşme (Sözleşme Yapma Vaadi), Gül Doğan s45

[3] Işıntan 75

[4] Işıntan s76

[5] Zeynep Damla Taşkın (Türk Borçlar Kanununda Sözleşmenin Kurulması) 86

[6] Işıntan 105